Gündoğdu’da her şeyin yerini bulduğu sanılan o günlerde, hayatın içinde aslında çok büyük fırtınalar kopuyormuş.
Kaf Dağı’nın ardındaki şövalye, yolun sonuna geldiğini hissettiği o raddede, neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edemeyecek kadar yorgunmuş.
Oysa şimdi anlıyor ki, aslında içindeki o büyük savaş çoktan bitmiş, yolun sonu görünmüş; ama o, anlamamış gibi yapmayı seçmiş.
Şövalye artık eski şövalye değilmiş; hayatın karmaşasında çabalamanın ne demek olduğunu bilemeyecek kadar bitkin, güzellikle geleni bile anlayamayacak kadar hissizleşmiş. Birinin içinde bir yer edinmek sadece bir "sanrı", onun için savaşmak ise "çaba" imiş; ama bu ikisi bir türlü aynı kalpte buluşamamış.
Sonunda herkes olduğu yerde kalmış.
İşte tam o sırada, Kaf Dağı’nın ardını merak eden, hayat dolu ama sabrı kendine azık etmiş küçük bir kız belirmiş hikâyede.
İçinde kocaman, çığlık çığlığa bağıran bir çocuk varmış aslında; ama o, her şeye büyük bir sabır çekmiş.
İnanıyormuş ki sabır çiçekleri bir gün çok daha güzel açacak... Fakat şimdi bakıldığında, o küçük kızın heybesi hayal kırıklıklarıyla dolmuş.
Dağların arkasındaki o gizemli kulübeyi hep merak etmiş ama anlamış ki, ne kadar isterse istesin o kulübeyi artık göremezmiş.
Şövalyenin o sessiz kabullenişi kızda derin izler bırakmış.
Kız bu durumu içinde kabullenmiş ama artık dışa vurmak istediği tek bir gerçek kalmış: Kendi yoluna devam etmek.
Üzerinde bırakılan bunca ize rağmen, olanı biteni hep iyi hatırlamak istemiş.
Ve sonunda, Kaf Dağı’nın ardındaki o yorgun şövalyeye veda etmiş.
Bir zamanlar küçük dokunuşların insanda büyük pırıltılar bırakacağına inanırken, şimdi en küçük umut bile hayal kırıklığına dönüşmüş.
Ama biliyormuş ki; vedalar ancak iyi kalplerle hakkıyla yapılır.
Küçük kız, kalbindeki o son pırıltıyla "Selametle" diyerek kendi yoluna koyulmuş.🦋