Kaf Dağı’nın ardında yorgun düşen şövalye, nihayet yeniden ayağa kalkmış; üzerindeki yorgunluğu ve kederi silkelemiş. Sırf özüne, kendi hakikatine dönebilmek için.
"Önümde yürünmesi gereken, sabır isteyen uzun yollar var," demiş sessizce.
Çünkü bilirmiş ki; kalpten gelen bir emekle yoğrulmayan her şey, rüzgarda savrulan birer çöp gibi yitip gidermiş.
Hayat ona tüm zarafetiyle güzellikler sunarken, o hep bir adım geride kaldığını sanırmış; oysa o anlarda sadece kendi iç dünyasını keşfediyormuş, farkında değilmiş.
Neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt etmeye çalışırken, asıl önemli olanın o büyük uyanış gerçekleştiğinde "geç kalmamış olmak" olduğunu anlamış. Zaten gönlünde olanın da olmayanın da, her şeyin vaktiyle geldiğinin farkındaymış.
Şövalye, bunca zaman hep bir yerlere yetiştiğini sanırken, aslında yerinde saydığı o anlar için kendine biraz sitemkarmış.
"Nasıl olur da," dermiş, "her seferinde bu döngünün biraz gerisinde kalırım?" İçinde hem bir şaşkınlık hem de kendine dair ince bir kırgınlık varmış.
Şövalye kendi iç sesini dinleyedursun...
Siz bir de o küçük kızın yüreğine kulak verin.
Dağların o heybetli duruşunu epeydir merakla izleyen küçük kız; dağlar henüz şövalyenin varlığından habersizken bile, hayat doluluğuna rağmen en az onun kadar sitemkarmış kendine. Biri hayatın hızına yetişemediği için, diğeri ise sunduğu iyiliklerin her seferinde sessizce heba olup gidişine üzülürmüş. Küçük kızın neşesi, her şeyin toz pembe olduğu anlamına gelmezmiş elbet; çünkü o, hayat boyu en çok "sabır" dersinden geçmiş ve sonunda selamete çıkacağına gönülden inanmış.
Ne kendinize küsün ne de hayata geç kaldığınızı düşünün.
Hayat, durup bekleyenleri değil; kendi ritminde yürüyenleri kucaklar.
Zaman dediğimiz o koca kavram, saatin küçücük bir tık takına sığar aslında.
Gözümüzde büyüttüğümüz kadar uzun değil hiçbir şey; ne bir adım ilerdeyiz aslında, ne de bir adım geride.
Bırakın hayat size yön vermesin; siz kendi hikayenizin kalemi olun ve hayatınıza kendi renginizi verin
Şövalye & Küçük kız🌄